Reklam Alanı 790 * 90

Bu yazı, Emir Kaya’nın “Hukukçuluk Fetişi: Kemal Gözler Yanılıyor ve Yanıltıyor” başlıklı yazısında dile getirdiği bazı görüşlerin eleştirisidir.

 

Kaya, Gözler’in birkaç yazısında yaptığı hukukçu tarifine karşı çıkmakta, Gözler’in hukuk fakültelerinin yönetiminde hukukçu olmayan öğretim üyelerinin ve -esasında Kaya’nın ifadelerinden açıkça belli olmasa da- “hukuk” derslerinin hukukçu olmayan öğretim elemanları tarafından verilmesine yönelik eleştirisinin yanlış bir temele dayandığını, bu eleştirilerin Gözler’in genel tutumu içerisinde çelişki teşkil ettiğini söylemektedir. Kaya’ya göre bu yanlış temel “hukuki pozitivizm”dir; çelişki ise, Gözler’in eleştirisinin (“-meli -malı” tarzındaki ifadeleri nedeniyle) doğal hukukçu mahiyetine rağmen kendisinin bir hukuki pozitivist olmasıdır. Kaya’ya göre, Türk hukuku pozitivist ekolün eseridir ve bu nedenle de çok kötü durumdadır.

Hukuki Argümantasyonun Temelleri’nin orijinal ilk edisyonunun Türkçe çevirisi 2010’da Paradigma’dan çıkmıştı. Doktorayı bitirdikten sonra, Hukuk Göstergebilimi’nde ihmal ettiğimi düşündüğüm argümantasyon meselesine ilgi duymuş, kitapla tesadüfen karşılaşmıştım. Kitabın cazibesi, Avrupa’da ve Amerika’da yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren üretilmiş argümantasyon ve hukuki argümantasyon çalışmalarının özetini veriyor olmasından kaynaklanıyordu. Bırakın Türkçeyi, İngilizcede dahi böylesine derli toplu bir başka eseri bulmak mümkün değildi. Tam da merak ettiğim konuyu bu kadar güzel ele alan bir kitabı bulunca, Türkiye’deki hukukçuların da kitaptan faydalanmak isteyebileceğini düşünerek tercümeye başlamıştım. 

Başlığı okuyup “O da soru mu?” demiş olma ihtimaliniz yüksek. Ama kötü bir haberim var: Hukukçular etik bilgisine ihtiyaçları yokmuş gibi yapıyor, bundan gocunmuyor çünkü muhtemelen büyük kısmı böyle bir bilgiden haberdar bile değil.

Law Türkçeye genellikle hukuk veya yasa/kanun şeklinde çevriliyor. Yerine göre ikisi de doğru. Sanırım “hukuk kuralı”nı da bu ikiliye ekleyerek üç Türkçe karşılıktan bahsedebiliriz. Fakat ne zaman hangisini kullanacağını bilmek için hem Anglo-Sakson hukukunda law kelimesinin hem de Türkçede hukuk, yasa, kanun, hukuk kuralı’nın hangi anlamlara geldiğini bilmek gerekiyor. Bunu kavramanın en garantili yolu elbette İngilizcede ve Türkçede konuyla ilgili metinlerin çokça ve derinlemesine okunması. Burada ancak temel düzeyde birkaç örnek verebilir ve bazı riskli durumlara işaret edebilirim.

1917 Sovyet devrimi, buna çok iyi bir örnek. Aleksandra Kollontay, Inessa Armand, Nadezda Krupskaya, Rosalia Zemlyachka… Devrimin ön saflara ittiği, ateşle, kanla sınanmış kadınlar. Adları belleklerimizde, suretleri 8 Martlarda taşıdığımız pankartlarda.

Ama öncelleri de var; adları pek duyulmamış, yalnızca Rusya’yı değil, tüm yeryüzünü dönüştürecek olan 1917 Ekim’ini onlarca yıl önce kemiklerinde hissederek o büyük çağrıya ayak uyduran…

Hukuk kuralları, bu kuralların ihlal edileceği önceden varsayılarak, yani ihlalin olacağı öngörülerek ve kabullenilerek yaratılır. Bu yüzden bir kuralın ihlali, sıradan bir vatandaşı şaşırtabilir fakat hukukçuyu şaşırtmaz. Ceza kanunlarında, mahkeme kararlarında öylesine tuhaf olayları görmüştür ki hukukçu, en sarsıcı, en beklenmedik dediğinize karşı bile şerbetlidir artık.

Kitapta bahis konusu edilen kitap ve yazarlardan aşina olduklarınız söz konusu olduğunda, farklı ama dikkatli ve derinlemesine görme kabiliyetine sahip bir gözün o bildiğiniz eserleri nasıl ince ince teşrih masasına yatırdığını görüp, belleğinizin biraz arka taraflarında kalmış değerlendirmelerinizi yeniden gözden geçiriyorsunuz. Uzaktan bildiğiniz veya hiç okumadığınız kitap ve yazarlarla karşılaştığınızda ise, usta işi kısa özetler metinden uzaklaşmanıza izin vermiyor.

Türkiye’de hukuk bir süredir hukukçuların akıl erdirmekte zorlandığı bir dönüşüm yaşıyor. Akıl erdirmekte zorlanıyor, diyorum, çünkü hukukun “neye dönüştüğü”nü belirlemekte zorlanıyor ve basitçe, “hukuk kalmadı” diyoruz. Doğru, bildiğimiz hukuk kalmadı. Peki ama ortaya çıkan yeni düzen bir hukuksuzluk, yani bir kaos veya anarşi mi, yoksa ortada takip edilebilecek bir izlek, bir yönelim var mı?

Bu listeyi, sosyal ağlardan gelen, "hukukçuyum, yaz için hangi romanları okumamı tavsiye edersiniz?" sorusu üzerine hazırladım.

Hukukçuların hukuk takıntısı iş roman okumaya geldiğinde de kendini gösteriyor ve sürekli hukukla ilgili roman tavsiyesi isteniyor. Edebiyat metinlerini mesleğinizin sınırlarını tahkim eder tarzda okumanızı tavsiye etmem esasında. Ama işe iyi tarafından bakayım. 

Suç ve Kefaretin Ötesinde beş adet makaleyi barındırıyor. Bunların ilki, radyo konuşması için kaleme alınmış. Diğer makalelerin yazımıyla kitap 1966’da yayımlanıyor. Öncesindeki yayınlarına rağmen Améry’nin Almanya’da tanınması ancak bu kitabın yayımlanmasıyla mümkün oluyor. Artık tanınmış bir yazar olan Améry’den kitaplara katkıda bulunma, konferans verme davetleri geliyor fakat “soykırım kurbanlığı”nın dışında bir kimliği olduğunda ısrar eden yazar, bu taleplere direnerek bir daha tanıklıkları hakkında herhangi bir şey kaleme alıyor. Bu dönemde yazdığı felsefi denemeler ile iki romanın ardından son kitabı 1976’da yayımlanan İntihar Üzerine oluyor. İki yıl sonra ise Jean Améry, intihar ediyor.

Reklam Alanı 790 * 90